Masumiyet Müzesi & Ahlak Haritası

Masumiyet Müzesi & Ahlak Haritası
Song | Seni Bana Katsam · Neco / Digital Vision by Mauro De Donatis

Masumiyet Müzesi benim yıllar önce okuduğum ve zihnimde uzun süre yer etmiş kitaplardan biriydi. Orhan Pamuk’un karakter kurma biçimi her zaman ilgimi çekmiştir. Çünkü onun hikâyelerinde insanlar çoğu zaman iyi ya da kötü olarak yazılmaz. İnsanlar çelişkileriyle, zayıflıklarıyla, bazen de kendileri bile farkında olmadıkları karanlık taraflarıyla var olur. Bu yüzden kitabı bitirdikten sonra bile karakterler insanın zihninde yaşamaya devam eder. Dizinin tekrar gündeme gelmesiyle birlikte insanların hikâyeyi nasıl yorumladığını merak ettim.

Ama dikkatimi çeken şey hikâyenin kendisinden çok insanların verdiği tepkiler oldu. Çünkü tartışmaların büyük bir kısmı karakterleri anlamaya çalışmaktan çok onları yargılamak üzerine kuruluydu. Hatta bazen insan şu soruyu sormadan edemiyor: bu tartışmaları yapanların ne kadarı gerçekten kitabı okudu? Orhan Pamuk’un bu karakterleri neden böyle kurduğunu, neyi göstermek istediğini gerçekten düşünmüş mü?

Çünkü sosyal medyada gördüğünüz tartışmalar çok hızlı bir şekilde çok basit bir yere gidiyor. İnsanlar karakterleri neredeyse mahallede yaşayan gerçek insanlar gibi konuşuyor. Kemal için “takıntılı bir manyak”, Füsun için doğrudan “ayartan”, Sibel için ise hikâyedeki tek iyi kadın gibi yorumlar yapılıyor. Ama bu yorumlar hikâyeyi anlamaya çalışmaktan çok insanların kendi ahlak anlayışlarını savunma biçimi gibi duruyor.

Oysa Masumiyet Müzesi aslında çoğu kişinin sandığı gibi sadece bir aşk hikâyesi değil. Hatta belki de hiç aşk hikâyesi değil. Çünkü birçok kişi Kemal’in Füsun’a duyduğu duyguyu “büyük aşk” olarak okuyor. Ama kitap aslında çok daha rahatsız edici bir sorunun etrafında dolaşıyor: aşk ne zaman hastalığa dönüşür?

Kemal karakteri biraz da bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü Kemal aslında Türkiye’de çok kolay nefret edilebilecek bir profil. Zengin, ayrıcalıklı, iyi eğitim almış bir adamdır. Ama bütün bu avantajlara rağmen sevdiğini söylediği kadını gerçekten anlayamaz. Çünkü Kemal aslında Füsun’u sevmez. Kemal Füsun fikrini sever.

Bu yüzden müze vardır.

Kemal’in yıllarca biriktirdiği objeler ilk bakışta romantik hatıralar gibi görünür. Ama biraz düşününce insan başka bir şey fark ediyor. Sigara izmaritleri, tokalar, küçük eşyalar… bunlar romantik anılar değil, bir takıntının kalıntılarıdır. Kemal aslında bir kadını değil, kendi hayatındaki bir anı saklamaya çalışır. Zamanı durdurmak ister.

Ama burada çoğu insanın gözden kaçırdığı çok önemli bir detay var.

Kemal bütün bu takıntıyı Füsun’un yanında rahatlıkla gösterebilir. Onun evine gider, eşyalar toplar, hatıraları saklar, hatta bunu açık açık konuşur. Ama aynı şeyi Sibel’in yanında yapamaz. Çünkü Sibel Kemal’in dünyasının içindedir. Onun sosyal çevresine, statüsüne, hayatına dahildir.

Füsun ise o dünyanın dışında kalır.

Ve belki de tam bu yüzden Kemal kendini Füsun’un yanında bu kadar rahat açabilir. Çünkü Füsun onun gözünde aslında “hiç kimse”dir. Onun dünyasını gerçekten tehdit edebilecek biri değildir. Bu yüzden Kemal kendi zayıflığını, hatta en rahatsız edici takıntılarını bile onun yanında saklama ihtiyacı duymaz.

Bu bir güven ilişkisi değildir.

Bu bir güç ilişkisidir.

Ve Füsun bunun farkındadır.

Füsun karakterine verilen tepkinin bu kadar sert olmasının nedeni de belki biraz buradadır. Birçok insan Füsun’u doğrudan en ağır kelimelerle tanımlıyor. Ama burada ilginç olan şey şu: Füsun hem erkeklerden hem kadınlardan nefret görüyor.

Türk kadınlarının Füsun’dan nefret etmesi aslında çok şaşırtıcı değil. Çünkü hikâyede Sibel gibi her şeyiyle “doğru” görülen bir kadın var. Düzgün, zarif, toplumun onayladığı bir kadın. Onun karşısında ise Füsun var. Daha belirsiz, daha düzensiz, daha karmaşık bir karakter. Ama yine de tercih edilen kişi o.

Türk kadınlarının büyük bir kısmının hayatlarında en az bir kere aldatıldığını düşünürsek bu tepki çok da şaşırtıcı gelmiyor. Füsun bu yüzden birçok insanın zihninde o çok tanıdık bir figüre dönüşüyor. İnsanların hayatlarında bir noktada karşılaştığı o kadın. Yetersiz görülen ama yine de seçilen kadın. " Ayartan."

Ama erkeklerin Füsun’dan nefret etmesinin sebebi biraz daha farklı.

Çünkü Füsun kolay okunabilir bir karakter değil. Bazen mesafeli, bazen çelişkili, bazen manipülatif hatta zaman zaman acımasız görünebilir. Ama bu bir yazım hatası değildir. Tam tersine Orhan Pamuk’un bilinçli bir tercihi. Füsun anlaşılması zor bir karakter olarak yazılmıştır. Çünkü gerçek insanlar da çoğu zaman böyle karmaşıktır.

Sibel ise hikâyede bambaşka bir yerde durur. Birçok insan onu hikâyedeki en iyi karakter olarak görür. Nazik, sakin, hanımefendi, anlayışlı… Sibel neredeyse ideal kadın figürü gibi anlatılıyor.. Ama burada insanın aklına başka bir soru geliyor: insanlar gerçekten Sibel’i mi seviyor, yoksa Sibel’in temsil ettiği düzeni mi?

Çünkü Sibel hikâyede sistemle çatışmayan tek kadındır. Kurallara uyum sağlar, duygularını kontrol eder, toplumun beklediği gibi davranır. Ama hikâyenin sonunda Sibel de kusursuz değildir.

O da Kemal’in en yakın arkadaşıyla birlikte olur.

Bu da başka bir ihanet.

Ama buna rağmen insanlar Sibel’i hâlâ güvenli karakter, erkekler için "safe choice" olarak görür.

Belki de bu yüzden onu sevmek kolaydır.

Çünkü o düzeni bozmaz, predictable bir yapıdır.

Bütün bu tepkilere birlikte baktığınızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Kemal insanlara obsesyonun rahatsız edici yüzünü hatırlatıyor. Füsun kadınların, erkekler beklentilerini bozduğu an ortaya çıkan öfkeyi tetikliyor. Sibel ise toplumun güvenli ahlak anlayışını temsil ediyor.

Ve insanlar çoğu zaman hikâyeyi değil, kendilerini en rahat hissettikleri pozisyonu savunuyor.

Belki de Masumiyet Müzesi’nin hâlâ bu kadar tartışılmasının nedeni tam olarak bu.

Çünkü insanlar aslında Kemal’i, Füsun’u ya da Sibel’i tartışmıyor.

Herkes kendi ahlakını ve tecrübesini savunuyor.

Çünkü çoğu insan hikâyelerde basit bir şey ister.

Bir suçlu ve bir kurban.

Ama Masumiyet Müzesi bu kadar basit bir hikâye değil.

Zaten böyle basit hikâyeler arıyorlarsa yanlış yazarı okuyorlar.

Onlara Ayşegül Tatilde daha uygun bir başlangıç olur, öneririm.